Languages


Media

Listen

 "Kadınlar İçin" - Hürriyet Kampüs, 6 Mart 2014


"Kadın Gözünden Kimlik Meselesi" - Istanbul Art News, 1 Şubat 2014

 

"Şimdiye Kadar Bir Filistinli Görmemiştim" - Şalom, 20 Ocak 2014


 

"İlk Türk Kadın Savaş Muhabiri ve Fotoğrafçı: Semiha Es" - Şalom, 20 Ocak 2014

 

"Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü" - Kuzey Ekspres, 18 Ocak 2014

kuzeyekspres

 

"Erkeğin korkusu 'eş parası'" - Milliyet, 23 Aralık 2013

 

"'Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü' Sahiplerini Buldu" - Ankara Gündem, 21 Aralık 2013


 

"İlk kadın savaş fotoğrafçımız anısına" - Haber Türk, 15 Aralık 2013

 

"WVN'den kadınlar için forum" - Özgür Gündem, 1 Ekim 2013

 

"FİLMLER KADINLAR İÇİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLAMANIN EN İYİ YOLU"  - Bianet, 28 Eylül 2013

WOMEN VOİCES NOW İSTANBUL'DA "Filmler Kadınlar için İfade Özgürlüğü Sağlamanın En İyi Yolu" Women's Voices Now'un Küresel Tur'unun İstanbul ayağında gösterilen kısa filmlerin ardından, Ayşe Gül Altınay, Maside Ocak ve Meltem Ahıska namus adına işlenen cinayetler ve Cumartesi Anneleri'ni konuştu.

Women's Voices Now (WVN, Kadınların Sesleri Şimdi) ve Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu’nun "Namusu yeniden tanımlamak ve Türkiye Devleti'nden adalet talebinde bulunmak” konulu konferansı bugün Karaköy Minerva Han’da gerçekleşti. Ortadoğu’da kadın sorunları hakkında bilinç kazandırmak için çalışan WNV, filmlerin kadınlar için ifade özgürlüğü sağlamanın en iyi yolu olduğunu söyledi. Panel öncesinde 2003’te tecavüz sonucu hamile kalınca ailesi tarafından öldürülen Kadriye Demiral anısına çekilen “Sabah” ve "Cumartesi Anneleri" kısa filmleri gösterildi. Ayrıca WVN'nin "Alınan ve Satılan Kadınlar" başlıklı kısa film festivaline katılım çağrısı yapıldı. Filmlerin ardından Sabancı Üniversitesi’nden Ayşe Gül Altınay, Boğaziçi Üniversitesi’nden Meltem Ahıska ve Cumartesi İnsanları’ndan Maside Ocak konuştu. Ocak: Cumartesi oturmaları kadınlar için devrimdi Maside Ocak, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 18 yıllık mücadelesini ve oturmaların bazı kadınların ilk defa siyasi mücadeleye katılmasının yolunu açtığını, eşlerinin onları takip ederek bu mücadeleye katıldıklarını anlattı. “27 Mayıs’ta ilk oturduğumuzda üç talebimiz vardı: gözaltında kayıplar son bulsun, akıbetleri açıklanıp ailelerine teslim edilsin, sorumlular cezalandırılsın. “Oradaki aileler aynı gelenekten çıkıp orada buluşmuş insanlardı. Devletin ve aşiretlerinin baskısından kurtulup her şeye meydan okuyan bir tavırla meydana çıktılar. Bu kadınlar için büyük bir devrimdi ama kayıplarımızı bulmamız için çok daha büyük bir adımdı. “Ve insanların ses vermesiyle bir şeyler olabildiğini gördük. Kayıplarımıza ulaşamadık ve sorumluları yargılatamadık ama gözaltında kaybetme saldırısını teşhir edip, bu devlet terörünü uygulanmama noktasına getirmeyi başardık. Onları aramak sadece kayıp yakınlarının değil, hepimizin görevi.” Ahıska: Herkesin bildiği kamusal bir sır Meltem Ahıska, gerek namus adına işlenen cinayetlerde gerek gözaltında kayıplar meselelerinde saklanılan ve bulanıklaştırılan gerçeklerin, üretilen klişelerin ihlallerin normalleştirilmesine neden olduğundan bahsetti: “Cumartesi Anneleri, bize bulanıklaştırılan gerçekliği gösteriyor yaşanmış olanın tanıklığıyla. Gözaltında kayıplar, kamusal bir sır olarak saklanıyor. Herkesin bildiği kamusal bir sır. “Kadına yönelik şiddet de aynı şekilde. Bu konuda kampanyaların arttığını görüyoruz ama şiddet devam ediyor. Çünkü normalleştirilen, aşina kılınan şeyler var. Belki de farklı sorular sormamız gerekiyor artık.” Altınay: Klişeler mücadeleyi görünmez kılıyor Ayşe Gül Altınay, insan hakları ihlalleriyle ilgili klişelerin varolan sorunu ve onun zaman içinde nasıl değiştiğini görmemizi engellediğine değindi. “Namus adına işlenen cinayetlerle ilgili en büyük klişelerden biri gelenek ve kültür kavramı. Sanki yıllardır değişmeyen tek bir gelenek ve kültür var, kadınları bu öldürüyor. “Klişeler mücadeleyi ve gelişmeleri görmemize engel oluyor. “Cinayetlerin arında çok fazla dinamik var. Kadınların itaat etmediği, hayır dediği her şey için maruz kaldığı bir şiddet var. “Son yıllarda namus adına işlenen cinayetlerde önemli bir düşüş görüyoruz. Ama buna karşı kadınların namus adına değil ama başka şeyler yüzünden öldürüldüklerine şahit oluyoruz.”

Çiçek Tahaoğlu 

http://www.bianet.org/bianet/kadin/150258-filmler-kadinlar-icin-ifade-ozgurlugu-saglamanin-en-iyi-yolu

 

"Bir makale de sen yaz" - Zaman, 13 Eylül 2013

 

"Dicle Koğacıoğlu makale ödülleri başvurusu başladı" - Birgün, 12 Eylül 2013

 

"Lise öğretmenlerine mor sertifika" - Bizim Kocaeli, 17 Temmuz 2013

 

"Eskişehirli lise öğretmenleri MOR SERTİFİKA aldılar" - Eskişehir İstikbal, 12 Temmuz 2013

 

"Kayserili lise öğretmenlerine mor sertifika" - Büyük Kayseri, 12 Temmuz 2013

 

"'Mor Sertifika' aldılar" - Gaziantep Denge, 12 Temmuz 2013

 

"Dicle Koğacıoğlu ödülü törenle sahiplerini buldu" - Türkiye, 22 Aralık 2012

 

"Peki ya İnsan Hakları?" - ECOIQ, 1 Ekim 2012

 

"Listening to women key to revising conventional narratives of war" - Sunday's Zaman, 27 May 2012

“Wars don’t simply end and wars don’t end simply. Wars have their endings inside families,” penned eminent feminist writer Professor Cynthia Enloe of Clark University in her 1996 publication “The Morning After Sexual Politics at the End of the Cold War.”

Enloe was one of more than 40 acclaimed international academics and feminist writers in İstanbul this week for “Gendered Memories of War and Political Violence,” a conference organized jointly by Ayşe Gül Altınay of İstanbul’s Sabancı University and Andrea Peto of Central European University in Budapest.

With participants welcomed from academic institutions across the globe ranging from the University of Western Sydney to the London School of Economics, a common thread emerged during the course of the diverse two-day conference, namely, the need to expand the notion of a warzone beyond the geography of conventional warfare and begin a breakdown of what for many women has been a long period of silence. As Doris Melkonian of the University of California said, quoting Professor Kamala Visweswaran during her presentation on Wednesday, “If we do not know how to hear silence, we will be unable to understand what is being said.”

Speaking at the opening of the conference at Beyoğlu’s Cezayir conference hall on Tuesday morning, Enloe, sprightly at the age of 73, told her audience that to argue that women’s memories are not only worthy of being remembered but of being shared is in many ways very profound as it suggests that the costs of war are much higher than anyone is willing to admit. “Conventional commemorations of war list men who die in uniform, but a feminist reckoning of the costs of war is much greater,” she said, adding that the postwar period is often far longer than most people feel comfortable imagining. “Postwar lasts as long as it takes any woman to rebuild her life after the war, and many women across the world have, and continue to live, intense periods of postwar silence.”

A session on Tuesday, “Women’s Narratives of War and Soldiering,” which included discussions ranging from the participation of Abkhazian women from Turkey in the Abkhazian War to the memoirs of Fascist female soldiers from the Italian Civil War, saw Karen Turner of Holy Cross College show clips from her 2002 documentary “Hidden Warriors: Women of the Ho Chi Minh Trail.”

The film sheds light on the role played by thousands of young women who volunteered to fight in youth brigades in North Vietnam during the war. It also exposes the enduring impact of the conflict on the lives of these women in the postwar period. While many veterans returned to find their land and homes occupied, others were struck down with disease and injury or deemed “too old” to marry or have children. Similarly, as part of a panel discussion titled  “The Wars at ‘Home’,” Nurseli Yeşim Sünbüloğlu of the University of Sussex talked about another variant of postwar pain for women: caring for disabled partners.

Having conducted her research in Turkey, Sünbüloğlu said the role that women play in healing the “wounded masculinity” of their partners goes largely unnoticed as such women fall into the context of the conventional gender division of labor. With a total of 10 panel discussions over the two-day period, the conference drew to a close on Wednesday evening with one of the most anticipated sessions, titled “Reflecting on Feminist Memory Work,” featuring presentations from professors Anna Reading, Cynthia Cookburn and Nadje Al-Ali of the University of Western Sydney, the City University London and SOAS University of London, respectively.

Moderated by Kathy Davis of Utrecht University, the panel prompted interesting questions about the research methodology in memory work. Reading, whose research has made a critical contribution to the international debate on “the right to memory” in relation to marginalized groups such as the European Roma, told the audience that changing narratives are emerging with digitalization. Cockburn, who began working closely with women peace activists across ethno-national lines in Northern Ireland, Bosnia and Herzegovina, and Israel/Palestine in 1995, highlighted the key issue in memory work as the question of giving agency to those being worked with.

Gathering memories, it transpired through the presentations and discussions, is no easy task. Reflecting on feminist memory work in post-invasion Iraq, Al-Ali shared frank insights on the difficulties she has with the automatic assumption of a “truth narrative” when gathering memories. “Modern Iraq has seen the development of the construction of hierarchies of suffering, so if a person I was talking to denied in their narrative the suffering of others in a biased or closed-minded way, I found myself intervening and couldn’t always be the objective researcher,” she said.

This has been one of the largest platforms of discussion on gendered memories of war to date, and Enloe told Sunday’s Zaman that the merit of getting together in such an international capacity is that “it makes us all realistic.”

“Those who ridicule feminist ideology often imagine themselves as being realists. However, we show in this work that such thinkers are not only not realistic but also simplistic and naive,” Enloe reflected.

As what will no doubt be remembered as a pioneering and significant global feminist conversation drew to a close, Stephanie Yuhl of the Massachusetts-based College of the Holy Cross, praised the event as having opened a new angle on reflections of memories of war. “I say ‘new’, but in fact it is not new because women have actually lived these lives,” Yuhl told Sunday’s Zaman. “But it is new in the sense that we are giving voice to the voiceless and making visible the invisible.”

Latife Akay

http://www.todayszaman.com/newsDetail_getNewsById.action?newsId=281562 


"KAMPUSTA FEMİNİST VAR" - 22 Ağustos 2010

Sabancı Üniversitesi'nde çalışan, okuyan bütün kadınlar el ele verdi ve bir Kadın Araştırmaları Forumu kurdu. Akademisyenler, çalışanlar ve öğrencilerden oluşan Forum'un amacı kadın hakları alanında farkındalık yaratmak Sabancı Üniversitesi'nde çalışan kadınlar, kendilerini kadın haklarına adadı. Üniversite bünyesinde kurulan Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Forumu'nda akademisyenlerin yanı sıra öğrencilerden idari çalışanlara kadar herkes yer alıyor. Sabancı Üniversitesi tarafından 2007 yılından beri yapılan Mor Sertifika programının birikimiyle oluşturulan Forum'un direktörlüğünü Prof. Dr. Sibel Irzık yürütüyor. Kadın Araştırmaları Forumu; toplumsal cinsiyet ve kadın hakları konusunda çalışma yapan tüm üniversite mensuplarını bir araya getirmeyi, akademik araştırmaları teşvik etmeyi ve desteklemeyi, konuyla ilgili müfredat oluşturmayı, cinsel ayrımcılığa karşı politikalar ve kurumsal yapılar geliştirmeyi, akademik ve akademik olmayan kurumlarla işbirliği gerçekleştirmeyi hedefliyor. Kadın Araştırmaları Forumu'nda yer alan 12 Sabancı Üniversitesi mensubunun altısıyla bir araya geldik ve onlara niyetlerini sorduk. 'Kadın fıtratı' kavramına karşı mücadele ediyoruz.

AYŞE YÜKSEL (37): "Mor Sertifika Programı'nın proje koordinatörüyüm. Türkiye'yi dolaşırken, kadın olmak konusunda hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Ve elitist yaklaşımımın farkına vardım. Çünkü burada 'kadın fıtratı' diye bir kavramla karşılaştım ve birçok insanın, kadının doğasından gelen şeylerin doğuştan olduğuna inandığını gördüm. Sabancı Üniversitesi'ne geldikten sonra Mor Sertifika Programı'nda altı ilde lise öğretmenleriyle birlikte toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmaları yaptık. Amacımız, kadın ve erkek lise öğretmenleri aracılığıyla toplumsal cinsiyet farkındalığını yaygınlaştırmak. Toplam 1553 öğretmene ulaştık. Ulaştığımız öğretmenler yaşadıkları illerde bu eğitimlerle önemli dönüşümler yaratıyor. Biz Sabancı Üniversitesi'nde bir grup akademisyen, kadın hakları alanında omuz omuza çalışırken, bunu tüm üniversite bileşenleriyle paylaşmak istedik. Ve kadın odaklı çalışan herkesi bir çatı altında birleştirmeye karar verdik." Kadınlık etnisite dinlemiyor.

MARİAM ÖCAL: "Sabancı Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler sorumlusuyum. Ermeni bir kadınım. Farklı bir etnik gruptan gelsem de, Türkiye'de kadın olma hali hiçbir etnik grupta farklılık göstermiyor. Forum'un basın ilişkilerini yürütüyorum, bunun dışında arkadaşlarımla bilgi ve veri paylaşımında bulunuyorum. Projelerde fikir veriyorum. Forum henüz yeni kurulduğu için hedeflerimizi oluşturduk, şimdi o hedeflerle ilgili projeler yapıyoruz." Daha aktif kadınlarız.

DENİZ TARBA CEYLAN (51): "İngiliz Edebiyatı uzmanıyım. Uzun yıllar Tarih Vakfı'nın insan hakları projelerinde çalıştım ve eğitimdeki cinsiyetçiliğin o zaman farkına vardım. Üniversitede değişik disiplinlerde toplumsal cinsiyet alanında çalışan pek çok insan vardı. Bu Forum'un amacı zaten var olan çalışmaları daha görünür kılmak, herkesin paylaşabileceği bir platform oluşturmak ve kanallar açmak. Diğer üniversitelerde de bu türden çalışmalar yapanlar elbette vardır. Ama bizler bu konuda biraz daha aktif olmayı seçmiş kadınlarız. Bizim Forum'umuz tez üreten enstitülerden farklı, çünkü hem idari kadro hem de öğrenciler yer alıyor. Bu anlamda YÖK'ün öngördüğü modeli de aşarak, yeni bir kadın çalışması yapıyoruz." Namus kavramı üzerine çalıştım.

OLCAY ÖZER (25): "Ben Sabancı Üniversitesi'ne Kültürel Çalışmalar'da yüksek lisans yapmak amacıyla geldim. Forum'un kuruluş sürecinde de asistanlık yaptım. Bitirdikten sonra da kaldım. Kişisel olarak bu Forum'un dinamizmine çok inanıyorum. Üniversitede sürekli bilgi üretildiği için kadınlar için çok enerjik bir çatı olacağını düşünüyorum ve tabii ki toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaşması benim için çok önemli. Yüksek lisans tezimi göçmenlerin namus kavramı hakkında yapmıştım ve Almanya'daki göçmenlerle görüşmüştüm. Forum'da yine namus kavramı üzerine ve ayrıca medyadaki toplumsal cinsiyet konusunda çalışabilirim." İlk defa katılıyorum.

ASUMAN AKYÜZ (42): "Sabancı Üniversitesi Bilgi Merkezi direktörüyüm. Benim bu Forum'da yer almak için üç nedenim var: Birincisi akademisyenlerin bilgi ihtiyacının karşılanması, ikincisi öğretim üyelerinin ve çalışanlarının ürettiği bilgilerin yayılmasını sağlamak ve üçüncü olarak da basında çıkmış tüm haberleri toplayıp bir havuz oluşturmak. Ayrıca kadın olarak da bu Forum'da yer alma nedenlerim var. Her şeyden önce, bir kadın olarak daha önce çalıştığım yere erkek aday uygun olmadığı için tali olarak tercih edilmek bile benim bu Forum'da yer almam için etken. Akademisyenlerle el ele bir şeyler yaratmak bizim için çok heyecan verici." Başka illerdeki heyecanı gördüm.

YASEMİN BELKIS DURU (19): "Sabancı Üniversitesi'nde öğrenciyim. Görsel İletişim Tasarımı okumayı düşünüyorum. Okulumuzdaki öğrenciler tarafından kurulan Cins Kulüp aracılığıyla Forum'dan haberdar oldum. Bu yaz Mor Sertifika'da asistanlık yaptım. Şimdiye kadar yapılan şeyleri görmek beni çok heyecanlandırıyor. Okul içinde farkındalık kazandırmayı düşünürken, başka illerde de fark yaratılabildiğini gördüm ve bu benim için çok önemli. Ben 8-13 yaşlarım arasında yurtdışında yaşadım ve Türkiye'nin farkına vardığım sürede, kadın olmanın da farkına vardım. Ve benim tanımladığım dünyadan ne kadar farklı yaşandığını görmemle birlikte, bir şeyler yapmak gerektiğini anladım."

Toplumsal cinsiyet dersleri bile var Sabancı Üniversitesi'nde toplumsal cinsiyet konulu çok çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Üniversitede bugüne kadar toplumsal cinsiyet konusunu işleyen 78 yayın ve 21 tez yayımlandı. Üniversite müfredatında konuyla ilgili toplam yedi ders yer alıyor: Cinsiyet Mitleri: Kadınlar ve Erkekler Üzerine Kültürel Kuramlar; Toplumsal Cinsiyet: Savaş ve Barış; Türkiye'de Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik; Aile, Çocuklar, ve Toplumsal Cinsiyet: Avrupa Sosyal Tarihine Temel Yaklaşımlar; Osmanlı ve Modern Türkiye Tarihinde Toplumsal Cinsiyet Sorunları; Toplumsal Cinsiyet ve Milliyetçilik; Ortadoğu'da Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik. Bu derslerin yanı sıra müfredatta toplumsal cinsiyeti ana akımlaştıran 36 ders var. Sabancı Üniversitesi Cinsel Tacize Karşı Önlem ve İlkeler Bildirgesi ile toplumsal cinsiyet çalışmaları konusunda Türkiye'de bir ilke imza attı. Ayrıca üniversitenin Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kulübü faaliyetleri, Toplumsal Duyarlılık Projeleri kapsamında gerçekleştirilen çalışmalar, Ayrımcılık Karşıtlığı Bildirisi, Mor Sertifika Programı ve Eğitim Reformu Girişimi'nin yürüttüğü çalışmalardan da da övgüyle söz ediliyor.

Müjgan Halis